Anne Meral'im
Cuma, Mart 23, 2012 | | 13 Yorum
Demeter Fragrance Library
Günlük hayatımızda karşımıza çıkan objelerin, mekanların, yiyeceklerin, bitkilerin ve hatta bazı diğer canlıların kokularını, önce en ideal halleriyle yeniden canlandırıp, sonra küçük parfüm şişelerine sığdıran New York'lu bir firma bu. İsminin hakkını kesinlikle veriyor; ürettiği 200'ün üstünde parfümle tam bir çağrışım kütüphanesi. Sayı böyle yüksek olunca, karşınıza parfüm olarak çıkmasını asla bekleyemeyeceğiniz şeyler de yelpazeye dahil oluyor. En garip çeşitlerden aklıma gelen birkaçını sizlerle paylaşıp bu stresli kısmı bir an önce atlatayım:
Lobster (Istakoz): Istakoz.
Funeral Home (Cenaze Evi): Stüdyoda çekilen bir cenaze sahnesinde oyuncuların havaya girmesi için filan kullanılabilir sanırım?
Earthworm (Solucan): Herhalde yaşayabileceğim en büyük kabuslardan biri, bu parfümü gerçekten güzel bulmak olur.
Şimdi gelelim eğlenceli kısma. Demeter'in birkaç parfümü, hiç çaktırmadan ülkemizdeki Gratis'lerde, kasaların hemen yanında bulunmaya başladı. Sorduğumda yeni çeşitlerin gelmesini beklemediklerini söylediler ama yine de takipte olmakta yarar var. Şu an bulunanları sayayım.
Baby Powder: Pudralı bir koku olduğunu söylememe gerek yok sanırım. :) Tam bir bebek pudrası kokusu, dolayısıyla temiz kokuların çoğu gibi bana ağır geldi.
Pure Soap: Yine amacına ulaşan, tertemiz bir sabun kokusu. Baby Powder'a göre daha hafif.
Honeysuckle: Mis gibi hanımeli.
Cannabis Flower: Esrar, kenevir çiçeği. Ben en çok bunu sevdim. Çiçeksi ve baharatlı, CK Be'yi anımsatan bir parfüm, kış için güzel bir seçenek. Yine de iş yerinde filan kullanıp hiç yoktan başımıza iş almamak lazım.
Salt Air: İlk koklayışta deniz kenarını hatırlatmasıyla kalbimi kazansa da, sonradan bu kokuyu tende veya kıyafet üzerinde beğenmediğimi fark ettim ben.
Vanilla Cake Batter: Evi pastane havasına sokan, anne eli değmiş kek kokusu.
Lavender: Kız-erkek kullanılabilecek lavanta kokusu.
Gin & Tonic: Hoş olanlardan biri. Drew Barrymore'un kullandığı söylenen parfüm.
Sex On The Beach: Kokladım, eylemi değil kokteyli anımsatıyor, rahatlıkla deneyebilirsiniz.
İlerleyen günlerde farklı Gratis'lerde yeni çeşitlere rastlarsam eklerim. Bu arada, ülkemize The Library Of Fragrance ismiyle girdiler. Bu tek notalı ve sade şişeli parfümler, minimalist oldukları kadar da minikler: 30 ml'lik şişelerde, oldukça uygun fiyatlara satılıyorlar. Eau de Toilette veya Eau de Parfum değil de Pick Me Up Cologne olarak geçiyorlar, dolayısıyla fazla bir kalıcılık beklememek gerek.
Parfümlerinin burnumuza hitap eden yönlerinden çok, parfümlerin ilham kaynaklarının günlük hayatımızda sahip olduğu rollerden bahseden eğlenceli de bir sitesi var Demeter'in. Örneğin Paperback isimli parfüme tıkladığınızda, bir yandan parfümü tarif ederken bir yandan da kitap tavsiye etmeden duramıyor. Buradan buyrun.
Gitmeden ünlülerle ilgili bir söylenti daha ekleyeyim: Demeter'in en sevilen çeşitlerinden biri olan Dirt'e Clint Eastwood ve Kate Moss çok düşkünmüş.
Şahsen en çok, Chai Tea, Crayon, Egg Nog, Maple Syrup, Play Doh, Snow ve Suntan Lotion'ı merak ediyorum!
Pazartesi, Ocak 09, 2012 | Etiketler: demeter fragrance library | 5 Yorum
Jean-Paul Gaultier Classique
Birkaç gündür evde hasta hasta oturuyorum. Sıkıntıdan sürekli blog'uma sığınasım geliyor, ama onu da yapamıyorum. Çünkü:
Pazartesi, Kasım 21, 2011 | Etiketler: jean-paul gaultier | 8 Yorum
Narciso Rodriguez For Her
Siyah-beyaz, sade ve zarif tasarımlarıyla ünlü modacının ilk parfümü olarak 2003 yılında piyasaya sürüldü.
Notalar: portakal çiçeği, bal çiçeği, misk, osmanthus, amber, vanilya, odunsular, güve otu
Parfümerilerde eğer bu parfümün şişesine uzanan birini görürsem, kendi denemelerimi bırakıp o kişiyi izliyorum. Genelde memnuniyetleri resmen yüzlerine yansıyor. Bazılarının ise ne düşündüğü o kadar belli olmuyor. Ama herkes mutlaka bir duraksıyor!
Biraz da buradan yola çıkarak, Narciso Rodriguez For Her'ü şöyle tanımlıyorum: Kolayca sevilecek bir parfüm değil, ama sevmemekte zorlanılacak bir parfüm.
Açalım: Zararsız, neşeli, klişe tabirle "herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği" modern parfümlerden fersah fersah uzak. Son derece karakterli, kendine has, rafine. Odunsu, çiçeksi ve miskli. Ama odunsu, çiçeksi ve miskli parfümlerden daha ilk koklayışta ayrılıyor. Hem de, bu tarz parfümleri sevmeyen kitlelerin kafasını allak bullak edecek kadar olumlu bir biçimde. "Ben çiçekli parfüm sevmem ki, bana yakışmaz" diyerek yüzünü buruşturup, bir yandan da bu şişeyi neden elinden bırakamadığını anlamaya çalışan insanlar hayal edin.
Tanımı geçip tarife başlayalım. İlk sıkışta yumuşaklığıyla vuruyor. Sanki sıktığınız şey alkollü değil de, biraz kıvamlı, kremsi bir sıvı. Tabii sıvının kendisinden değil, burunda yarattığı histen bahsediyorum. Sıkıldığı andan itibaren hemen hiç değişmiyor. Ön plandaki notalar portakal çiçeği ve misk.
Şahsen Zara Home'un Orange Blossom serisindeki sabun ve kremleri parfüm niyetine kullanırım. Çünkü portakal çiçeği bana göre en büyüleyici kokulardan birine sahiptir; hem turunçgilleri hem de çiçekleri seven biri olarak, ikisinin ruhunu birden taşımasına bayılırım. Portakal çiçeğine eşlik eden misk, bu parfüme insanlık dışı bir temizlik filan kesinlikle katmıyor. Portakal çiçeğinin güzelliğini ortaya çıkarıyor, onu kendine katıp güçlendiriyor.
Elde var odunsular. Yani CK Truth referansımın beni bu parfümle tanıştırmasının sebebi. Taze orman kokusu, iki parfümün ortak noktası. Ama Narciso Rodriguez'deki ölçüsü onu yeşil bir parfüm kılacak kadar yüksek değil. Ve açıkçası ben Truth'la başlayan bu serüvende, her geçen sene kendimi Narciso Rodriguez'i daha çok tercih eder buluyorum.
Bir de bu parfümün meleklere ait olduğu ve hatta baştan çıkarıcılıkta son nokta olduğu gibi görüşler var. Ben kadın teninin buğusunu çağrıştırdığını düşünüyorum, ama göz kırpan, girişken hiçbir yanı olmadığı için "baştan çıkarıcı" tabirini kullanmak aklıma gelmezdi. Kısaca, baştan çıkarma derdi yok ama potansiyeli var diyelim.
Parfümün burunları, Gaultier2'nin ve henüz bloguma misafir edemediğim ama çok beğendiğim Elie Saab Le Parfum'ün yaratıcısı Francis Kurkdjian ile, English Pear & Freesia'nın yaratıcısı Christine Nagel.
Ben siyah şişeli Eau de Toilette'imi severek kullanıyorum, ek olarak bir de gül notası içeren Eau de Parfum için ise pembe şişeye başvurabilirsiniz. Aman dikkat: pembe şişe siyah kutuda, siyah şişe ise pembe kutuda satılıyor.
Cuma, Kasım 11, 2011 | Etiketler: narciso rodriguez | 20 Yorum
Bath & Body Works
Bu mağazayı tanımlarken genellikle en geç ikinci cümlede Body Shop'la benzerliğinden bahsedilse de, BBW tamamen koku odaklı ve dolayısıyla oldukça benzersiz. "We make fragrance FUN!" mottosuna uygun olarak, hem sizin hem de cüzdanınızın kolayca seveceği parfümlere ve yan ürünlere sahip.
Yabancı forumlarda adına sık sık rastladığım ve 100'den fazla koku çeşidi olduğunu duyduğum için neredeyse panik halinde girdim Suadiye'de iki gün önce açılan mağazaya. (İstinye Park'ta da açılmış bir tane.) En sevdiğim yanlarından biri, parfümleri gruplara ayırmaları oldu. Görebildiğim kadarıyla dört kategori vardı: fresh, sexy, romantic ve cuddler. Her kategoride de beş-altı tane parfüm. Gerçi ben her türden parfüm sevebildiğimi bildiğim için bu kategoriler bana zaman kazandırmadı, ama bu durumda bile aklımı toparlamam açısından yardımcı oldu.
Hemen söyleyeyim, internet sitesinde adı geçen parfümlerin hepsi buradaki mağazalara gelmiş değil. Yine de çok çok çeşit var, üstelik özel günlerde de sık sık yeni parfümler çıkarıyorlar. İyice keşfetmek için birkaç kez daha gideceğim kesin. Şimdilik:
Şampuan gibi kokan parfüm aradığını söyleyen arkadaşlarımı buraya yönlendireceğim kesin. BBW parfümlerinin genel özelliği meyveli, neşeli ve şampuansı olmaları.
Büyük moda evlerinin parfümlerine benzer bir şeyler arıyorsanız, en uygunu "sexy" kategorisi.
Saf vanilya kokusu isteyenler bir seçeneğe daha sahip oldu: Warm Vanilla Sugar. Karamele benzer bir yanı da olduğu için çok hoşlandım ben.
Temiz çamaşır kokusuna bayılırım, ama o "linen", "cotton", efendime söyleyeyim, "white", "clean" gibi isimleri olan parfümler bana hep inanılmaz ağır gelmiştir. Temiz çamaşır parfüme uyarlandığında niye böyle iç bunaltıcı oluyor bilmiyorum. BBW'nin Sea Island Cotton'u da bu tür bir parfüm ve yine hafif değil. Ama benzerleri arasında en katlanılır bulduklarımdan biri oldu. Böyle bir arayış içerisindeyseniz mutlaka deneyin.
Twilight Woods, adı yüzünden popüler olmazsa kokusu sayesinde popüler olabilecek bir parfüm. Mağazada rastladıklarım arasında en komplikesi, en boyutlusu diyebilirim.
İçeri girdiğinizde çeşitlilikten gözünüz korkarsa aklınızda olsun, Japanese Cherry Blossom ve Sweet Pea, BBW'nin en sevilen parfümleri sayılır.
Ve henüz zaman ayıramamış olsam da erkekler için de birkaç çeşit mevcut.
Bath&BodyWorks ile, parfümlerde olmasa bile body mist'lerde, kremlerde, mumlarda, sabunlarda sık sık görüşmek üzere artık.
http://www.bathandbodyworks.com/
Cumartesi, Kasım 05, 2011 | Etiketler: bath and body works | 9 Yorum
Loverdose

On beş yıldır parfüm dünyasında olan Diesel, iddiasını bir anda yükselttiği Fuel for Life ve flankerlarından sonra sonunda yeni bir kadın parfümü çıkardı.
Hem Fuel for Life'a olan tükenmek bilmeyen aşkımdan dolayı, hem de bu yeni parfümdeki burunlardan birinin Olivier Cresp olmasından dolayı (diğeri Honorine Blanc) merakla ve umutla bekledim Loverdose'u. Muhteşem şişesini gördükten sonra ise artık bu parfümü sevmek için can atıyordum.
Üst notalar: mandalina, limon, yıldız anason
Orta notalar: yasemin, gardenya, meyan kökü
Alt notalar: vanilya, sedir, sandal ağacı
Loverdose, okuduğum yorumların çoğunda Lolita Lempicka'nın klasik parfümüne benzetilmiş. Ve tabii hiç de haksız sayılmazlar. Özellikle açılıştaki baskın anason hemen Lolita Lempicka'yı akla getiriyor, ama Lolita Lempicka'daki şekerlilik yok Loverdose'da. Tatlı bir yanı olsa da, üzerinden zaman geçtikçe şekerli dediğimiz parfümlerden ayrı, daha buruk bir yola girdiği iyice ortaya çıkıyor. Toplamda bana daha çok Paco Rabanne'nin Black XS'ini hatırlattı. Bu da Black XS gibi geceyi ve yüksek sesli eğlenceleri akla getiren içkimsi bir parfüm. Koyu mor ve siyah şişelerinin benzerliği tesadüf değil bence.
Anasonun olduğu yerden genelde eksik kalmayan meyan kökü de Otacı boğaz pastillerini hatırlatırcasına egemen Loverdose'a. Çiçek notaları karışıma hareket katıyor ama onu ne aydınlatıyor ne de feminenleştiriyor. Bu parfümün kadınsılığı, elinde sigarası ve kıyafetinde erkeksi ayrıntıları olan bir femme fatal'inkine benziyor. Son aşamasının oldukça pudramsı olduğunu da not edelim.
Marka Diesel olunca parfümün tanıtımı da bol cinsel göndermeli oluyor tabii. Loverdose, Diesel'in ağzından "güzel ama ölümcül bir baştan çıkarma silahı", Love-Overdose birleşimi ismi de zaten buna işaret ediyor. Dahası Diesel, beynin cazibe ve arzudan sorumlu bölümü hipotalamusu uyaran moleküller içerdiğini iddia ediyor Loverdose'un. Ben bunun bilimsel bir açıklama değil de, dikkatle kurulmuş bir pazarlama cümlesi olduğunu düşünüyorum.
Kişisel görüşüme gelirsek, bu parfümü de benzerleri gibi kendime çok uzak buluyorum, benim için fazla serin. Ama türü sevenlerin gayet başarılı bir alternatif kazanmalarına da seviniyorum. Ayrıca kalbe saplanmış gibi duran ve giderek incelen güzeller güzeli siyah tüpüyle, bu şişe içindeki sıvıyla öyle uyum içersinde ki, varsın bana yar olmasın.
Loverdose'un yüzü Ashley Smith, reklam filmi ise şöyle.
Petite Chérie
Bilenleri sıkmayacak bir özetle, Annick Goutal başarılı bir piyanist olma yolunda emin adımlarla ilerlerken, türlü tesadüfler sonucu başarılı bir burun olup çıkan bir Fransız. 1999'da ne yazık ki genç yaşta hayata veda etmesinden bu yana, parfüm evini kızı devralmış. Benim favorim bu sene çıkan Le Mimosa olsa da, Annick Goutal'a dünyada ve ülkemizde en çok beğenilen parfümü Petite Chérie ile başlamak lazım.
Petite Chérie, Annick Goutal'ın kızı Camille'e ithaf ettiği, 1998 yılında yaratılmış bir parfüm. Firmanın deyimiyle, bir genç kızın sevgiyle öpülesi yanağını çağrıştırıyor.
Notalar: armut, şeftali, miskli gül, taze çimen, vanilya
İlk sıktığımda, tüm diğer Annick Goutal parfümleri gibi, bende yabancılık çekeceğim ölçüde nostaljik hisler uyandırmıştı bu parfüm. Armut ve taze çimen gibi parfümde kullanılmasını en çok sevdiğim bir çift notaya rağmen, hiç mi hiç ısrarcı olmamaya karar vermiştim. Geçmiş yılları çağrıştıran parfümler söz konusu olunca nedense bazen yaş kavramım kalmıyor, parfümün ancak o yılları görmüş, şu sıralar oldukça olgun yaşlarında olan insanlara yakışacağını sanıveriyorum.
Ama yine, Annick Goutal parfümlerinde genel olarak ilk başta burna çarpan o sandozsu hava dağıldıktan sonra, yumuşak mı yumuşak, ferah mı ferah bir parfüm çıkıyor ortaya. Böylesine kimyasallıktan uzak ve alışılmadık derecede doğal bir sonuç ortaya çıkacaksa, baştaki garip nostaljiye şahsen razıyım ben.
Petite Chérie meyveli ve yeşilli bir parfüm, şampuansı parfümleri sevenlerin denemesi gerekenlerden. Yeşil notaları, meyve kokusundan çok, çiçeksi veya oryantal yönü ağır basan harmanlarda görmeye alışık biri olarak, benim hiç sevmeye alışık olduğum türde bir parfüm değil. Ama bu parfümün mutluluğuna (ve armutuna?) karşı koyamıyorum ve genellemelerimi bozsa da kendisini çok seviyorum.
Çağrışımlara gelirsek, beyaz çarşaflı yataklarıyla, beyaz mobilyalarıyla, sonuna kadar açık perdeleriyle, içinde yaşayan neşeli insanların her zaman ertesi günü de iple çektikleri bir apartman dairesi geliyor aklıma, tercihen bir Avrupa şehrinde. İnsanı sonsuzluğa ya da derinlere çeken boyutlar yok. Dışardan bakıldığında çoğu insanın hayran kalacağı, kendi hayatından kaçıp içine sığınmak isteyeceği, bazılarınınsa "üç gün sonra sıkılırsın orda" diyeceği türden, kendi içine dönük mutlu bir yaşam biçimini hatırlatıyor. Canlandırdığım şey bir insan olmadığından, çocuk, genç kız ya da olgun kadın parfümü diye de sınıflandıramıyorum ben Petite Chérie'yi. Ama Annick Goutal'ın ithaf hikayesini anlayabiliyorum, çaba harcamasına gerek olmadan değer gören birine çok yakıştırılacak bir parfüm sahiden.
Güçsüz yanını söylemeden bitirmeyelim: Petite Chérie ne yazık ki pek kalıcı bir parfüm değil, çantanızda taşısanız iyi edeceklerinizden.
Annick Goutal parfümlerini Harvey Nichols'larda bulabilirsiniz.
Pazartesi, Eylül 26, 2011 | Etiketler: annick goutal | 5 Yorum
CK One Shock
Calvin Klein'ın unisex klasiği One'a bu ay yeni flanker'lar geldi. Bu sefer biri kadın için, biri erkek.
Cuma, Eylül 23, 2011 | Etiketler: calvin klein | 12 Yorum
Burberry Body

Burberry'nin son parfümü, bir sinema filmiymişcesine tüm dünyayla aynı anda 1 Eylül'de Türkiye'deydi. Çok merak etmiyordum, ama son günlerde en çok denenen parfüm olduğu için parfümerinin bir kısmına sinmişti kokusu. Madem öyle ben de denedim.
Bu aralar popülerliğini koruyan, insan teni gibi tuzlu parfümlerden biriyle karşılaştım. İsminden dolayı da beklenen bir durumdu bu.
Bunun yanı sıra Calvin Klein'ın Contradiction'ındaki gibi, sıcak ve soğuk aromaların bir karışımı gibi geldi bana. İki parfümde de ciddi ve buruk bir gül notası var. Contradiction'daki okaliptüs'ün ferahlığını Burberry Body'de apsent vermiş. Contradiction'dan farklı olarak ise, bu serin notalarla sıcak odunsuların arasındaki garip zıtlık, Burberry'nin neredeyse imzası haline gelen şeftali ile yumuşatıcı bir köprü bulmuş, daha bütünlüklü bir parfüm ortaya çıkmış.
Üst notalar: yeşil apsent, şeftali, frezya
Orta notalar: gül, süsen
Alt notalar: sandalağacı, kaşmir, misk, amber, vanilya
Meyve ve çiçek kokusu olduğu için neşeli bir şeylerle karşılaşmayı bekleyebilirsiniz, ki pek çok insan zaten neşeli buluyor Burberry Body'yi. Bendeki çağrışımı, özellikle üzerinden zaman geçtikçe zarif olmak adına nedense gülümsemekten de vazgeçmiş olduğu. Parfümün son hali, Avon'un Far Away'i veya Lancome'un Tresor'una benzetilebilir. Bu iki parfümden daha hafif ve modern olsa da, kadınsılığı ve lansmanında sıkça vurgulanan baştan çıkarıcılığı tam da bunların tadında.
Burberry'nin diğer parfümleri kadar nevi şahsına münhasır bir parfüm olmadığını düşünüyorum. Daha genç yaş kitlesinin de, ağırlığından yakınmadan kullanabileceği bir kadınsı parfüm seçeneği olacak gibi görünüyor.
Parfümün yüzü, ya da Burberry'nin deyimiyle "vücudu", aynı zamanda Victoria's Secret mankeni olan 87'li Rosie Huntington-Whiteley. Kendisi Burberry Body için, üzerinde sadece Burberry'nin ikonik trençkotuyla boy gösteriyor.
Gaultier2
Jean-Paul Gaultier'nin 2005'te çıkan unisex parfümü.
En önemli ayırt edici özelliği, geleneksel üst-orta-alt nota skalasına sahip olmayan, lineer bir parfüm olması. Zaten toplam üç nota üzerine kurulmuş: amber, misk ve vanilya. Arada başka yumuşatıcı notalar da olduğunu tahmin etsem de, bu üç nota, parfümün havasını ifade etmek konusunda son derece yeterli.
Çok tatlı. Hiç şekerli değil. Ve bana kalırsa tatlı bir parfüme göre bayıcı olmaktan da çok uzak. Amaçlanana uygun şekilde, zaman içinde pek değişmiyor. Yine de vanilyanın kremsiliği ile miskin pudramsılığının giderek birbirinin içinde erimesiyle, iyice iç ısıtıcı bir hal alıyor diyebiliriz. Tam bir konfor parfümü. Parfümün sahibi kişi ister sokakta, ister gece hayatına ait bir yerlerde olsun, sanki evinden yeni çıkmış, elinde hala anahtarları varmış gibi bir havaya bürünüyor. (ki bu benim en sevdiğim havalardan biridir)
Gözlemlediğim kadarıyla Gaultier2'yi kullanmak söz konusu olunca, erkekler de kadınlar da karşı cinse daha çok yakışacağı korkusuyla biraz çekingen davranıyorlar. Kadınların çekindiği tarafı tütünsülüğü. Erkekler ise, yabancı bir forumda görüp beğendiğim ifadeyle "çam ağacı kokmak dışında bir risk almak istemiyorlarsa" böyle tatlı bir parfüme karşı pekala uzak hissedebilirler.
Bana kalırsa iki tarafa da çok çok yakışan bir parfüm. Gaultier2 ile bir kadının en güzel kesişimi için, mevsimlerden kışı, saatlerden geceyi, kazaklardan ise kaşmir olanı hayal ediyorum. Yine, erkek parfümlerine özgü notalarla oluşturulmuş bir kadın parfümü olan ve daha önce bahsettiğim Sensuous aklıma geliyor. "Konfor" ortak paydasını da düşünürsek, Sensuous'u kullanan kadınlar bunu da çok sevebilir.
Erkeklerde ise, maksimum uyumu sağlamak için bedenleriyle parfümün arasına bir kazağın girmesine de gerek yok. Angel Amen gibi tatlı erkek parfümlerinin tadına varmış olanlar bunun da değerini bilecektir. Ayrıca şahsen bu parfüme ilk bir erkeğin üzerinde rastladım ve öyle doğaldı ki unisex olduğu o an aklıma bile gelmemişti.
Bu teşhisleri koyduktan sonra aklımdan geçenlerden biri, bir çiftin beraberce bu parfümü kullanmasının hoş olabileceği idi. Bu yüzden sonradan Jean-Paul Gaultier'nin bu konuya yaklaşımını duymak benim için sevindirici bir süpriz oldu. Kendisi Gaultier2'nin unisex bir parfüm değil, paylaşmak ve birliktelik hakkında bir parfüm olduğunu, sevgililer için yaratıldığını söylemiş. İsminde geçen 2'nin sebebi de böylece çözülüyor ve hatta Gaultier2, kız ve erkek için (ya da diğer kombinasyonlar :) ) birbirine mıknatısla tutturulabilen iki adet şişe halinde satılıyor.
Bir de şunu not edelim: Amber, misk ve vanilya genel olarak parfümlerin alt notalarını oluşturdukları için, bu parfüm, katlandırmada da kullanılabiliyor. Yani sevdiğiniz bir çiçek veya meyve kokusunu, öncesinde Gaultier2 kullanarak toklaştırabilirsiniz.
Cumartesi, Eylül 03, 2011 | Etiketler: jean-paul gaultier | 6 Yorum
Addict To Life
İşte Christian Dior'un meşhur Addict'inin bir flanker'ı daha.
Daha önce Addict Eau Fraiche'i piyasadan kalkana dek ne kadar severek kullandığımdan bahsetmiştim. Bu yaz Dior standlarında, yine tıpkı Addict Eau Fraiche'in şişesinin renginde bir şişe gördüğüm an keşke başka bir şey dileseymişim dedim. İyi ki başka bir şey dilememişim, şişenin modeli ve rengi aynı olsa da bu farklı bir parfümmüş.
Addict To Life ile yaşadığım kafa karışıklıkları bununla da bitmedi. Parfümün ismini çok zor buluyor ve bir türlü aklımda tutamıyorum. Acaba Dior bu ismi, insanın "addicted to.." deme refleksini köreltmek için, inadına seçmiş olabilir mi? Addict'in cümle içinde kullanmak için eğilip bükelemeyecek bir isim olduğunun altını çizmek, gerek parfüm serisiyle gerek ruj serisiyle neredeyse Dior'un bir alt markası olduğunu vurgulamak ve hatta Fransızca'daki gibi "Adik" şeklinde okusak daha iyi edeceğimizi mi söylemek istemişler? Yoksa ben mi çok fazla düşünüyorum?
Gelelim parfümün kendisine. Tüm oranlarıyla tipik bir Dior parfümü. Addict serisinin diğer üyeleri gibi modernliğiyle öne çıkıyor. Fakat, son derece kullanılabilir olmasına rağmen, bana zorlama bir yenilik gibi geldi.
Üst notalar: nar, ahududu, şeftali
Orta notalar: gül, yasemin, vadi zambağı
Alt notalar: sedir, beyaz misk
Parfüm ilk sıkıldığı anda neyi var neyi yoksa sergiliyor. Zaman geçtikçe evrimleşmesinden çok, ilk anda aldığınız tüm sıkış tıkış notaların birbirinden biraz uzaklaşıp daha kolay ayırt edilir olması söz konusu.
Bana hatırlattığı şey çok net: aseton, oje, biraz saç boyası, saç spreyi... Yani kuaför. Çiçek ve meyve kokularıyla örtülmeye çalışılan bir kimyasal şöleni. Bazı anlarda bu yakıcı kimyasallık, baharatları da çağrıştırabiliyor ve parfüm o anlarda gerçekten çekicileşiyor. Fakat ben bu izleri ne kadar takip etmeye çalışsam da, ilk çağrışımım arkamdan bas bas bağırıyor. Merak ediyorum, hiç kuaföre gitmemiş olsam bu parfüme karşı neler hissederdim. Acaba o zaman bu koku beni, Angelina Jolie'nin saçlarından çok dudaklarının dikkat çektiği bir fotoğrafının çerçevelenip garip sıvalı bir duvarla juxtapose edilmiş halinden daha iç açıcı bir modernlik boyutuna taşır mıydı? Yine de seçilen çiçek ve meyvelerin, dayanılmaz bir boyutta olmasa da, içimi sıkacağından neredeyse eminim. Sanki bu parfüm gerçekten etkileyici olmak için fazla sıkışık, fazla "derleme".
Addict To Life'ın tanıtım kampanyası, geleceğin modasının temsilciliğini yapan şehir kadınını tanımlıyor. Gelecek, şehir... Kimyasal... Katılıyorum. Belki bunu sizin hoşunuza gidecek şekilde yapıyordur. Dolayısıyla benim yıldızım barışmasa da aslında eli yüzü düzgün bir parfüm olduğunu tekrar hatırlatıyorum. Denemekte fayda var.
Cumartesi, Ağustos 13, 2011 | Etiketler: christian dior | 3 Yorum
Piu Piu
Annem kullanırken şişesine uzanıp bileğime ilk fıslattığım parfüme,
Sonra, genç kızlığın başlarında beğendiğimi sanıp aldığım, ama kullanamadığım ilk parfüme,
Çok şükür, severek kullandığım ve bitirdiğim ilk parfüme,
Ve ikinci şişesini edinip uzun bir dönem kullandığım ilk parfüme,
Bunların hepsine, isimleri geçtiğinde "O benim ilk parfümüm" demişliğim vardır. Heyencanlanınca öncelikle gerçeği değil de heyecanımı en iyi ifade edecek cümleyi buluvermek çok sevdiğim bir huyum değil, ama huyum işte.
Piu Piu ise benim ilk parfümüm, üstelik "daha doğrusu..." diye devam etmeme gerek olmadan.
1990 yılında piyasaya sürülmüş. Coffret'sini gördüğümde sahip olmayı nasıl arzuladığımı çok iyi hatırlıyorum. Çocuk ruhlu anneciğim de çok beğenmiş olsa gerek ki "tutturmama" gerek kalmamıştı.
Bu, 2005 yılında ekşisözlük'te Piu Piu başlığına yazdığım entry:
"ilk parfümüm. çıktığında ilkokuldaydım, kutu setlerini görünce aklım gitmişti, ayıcık sabunu, kalpli doldurma şişeleri, puf puflu yedek şişesi. (ki hala o puf puf ayrıntısına bayılırım parfüm şişesinde) o sene o set yılbaşı hediyem olmuştu. hala da birçok firmanın çocuk parfümünü denememe rağmen piu piu'yu tek geçerim. vakko'ya girersem nostalji olsun diye tester şişesini alırım elime, görevliler hemen "yoo yoo hanfendi, o çocuk için, bayan parfümümüz bu tarafta, katia" derler. (katia'yı pek sevmem) umarım daha uzun süre çıkmaya devam eder de benim çocuklarım da piu piu kokar."
Bu da internette bulduğum bir fotoğrafı:
Püsküllü yeşil şişeyi hala kaybetmediğime inanamıyorum! Ayrıca erkek çocuklara özel bir diğer Piu Piu setinde de otomobil şeklinde aksesuarlar olduğuna yemin edebilirim.
Bu haftasonu çok özlemiş şekilde ve hala üretildiğini umarak Vakko'ya gittim ve ne yazık ki artık böyle bir ürünün olmadığını öğrendim. Entry'min sonundaki umudum da çöpe gitmiş oldu, ama zaten "sağlıklı olsunlar yeter." değil mi? :)
Çok güvendiğim kaynaklar olmasa da Piu Piu'nun notaları çeşitli yerlerde paylaşılmış. Burada da durmasından zarar gelmez.
Muhtemel notalar: orman kokuları, yasemin, misk, amber, yosun
Ne meyvelerin şirinliğine, ne de çiçeklerin pembeliğine sığınan bir çocuk parfümü! Kutusu gibi kokusu da kesinlikle açık yeşil.
Piu Piu, ormansı yanı ve temiz yanı çok güzel dengelenmiş olan, inanılmaz tazeleyici, neşe verici, oyuncu ve bir gıdım da havalı bir karışımdı. Bebe kolonyaları gibi sevilesiydi, fakat hiçbir bebe kolonyasının yerini dolduramayacağı bir ışıltısı vardı. Kesinlikle yetişkinken kullanılabilecek, tazelemekle kalmayıp karakterli duracak bir parfümdü. Bir kere denemiş olan kişinin asla unutamayacağından eminim.
Öyleyse yazımı, duygularımı paylaşanlara iki öneriyle noktalayayım:
- Santralistanbul'daki Santral Dükkan'da bulunabilen hediyelik sabun çeşitlerinden bir tanesi tıpkı Piu Piu gibi kokuyordu. Hatta hiçbir farkı yoktu.
- Activex'in çıkardığı antibakteriyel duş jellerinden mavi kapaklı olanı, aynı olmasa da Piu Piu'yu çokça çağrıştırıyor. O da ışıltılı ve oyuncu.
İnternet üzerinden satış yapan bazı siteler Piu Piu'yu hala stoklarında gösteriyorlar. Son Piu Piu da tükendikten sonra ise, bu seçeneklerden birinde teselli bulunabilir.
Vanitas

Uzun zamandır bir Versace parfümünü beğenmemiştim. Vanitas bu sene çıkan ve Versace'nin genel çizgisine göre modern sayılabilecek bir parfüm. İsmi latince "kibir, boş gurur" gibi anlamlara geliyor. Tanıtım kampanyasından ve yüksek fiyatından beklenenin aksine, bana kalırsa öyle çok gösterişli ya da orijinal bir parfüm değil. Yine de herkesin seveceği, kullanımı kolay parfümler özellikle bu sıcaklarda değer kazanıyor.
Notalar: misket limonu, frezya, tiare çiçeği, sedir, hintbaklası
Aklıma ilk gelen, bir Chloé parfümüne yakışacak şekilde temiz ve güleryüzlü olduğu oldu. Limon ise bu "temiz" parfümlerden biraz ayrılmasını sağlamış, organiklik ve canlılık katmış, tene uyum sağlamasını kolaylaştırmış. Yazlık mekanda yeni şampuanlanmış saçlarla dışarı çıkıldığındaki gibi, koku, üzerine güneş düştükçe yumuşuyor ve salınıyor. Kışın fazla pudralı kalıp rahatsız edebileceğini tahmin ediyorum. Gece ile ise zaten hiçbir ortak noktası yok.
Vanitas'ın kalıcılığı şaşırtıcı derecede iyi. Giderek beyaz çiçeklerin etkisi daha çok hissediliyor. Son evresinde gerilerden gelen bir şey ise bana Calvin Klein'ın Escape'ini hatırlatıyor. Eğer siz de Escape'in bir yandan çok güzel, bir yandan da tehlikeli derecede ağır olduğunu düşünüyorsanız, Vanitas'ı en azından bir kez deneyin, o tür bir güzelliği yüzünüzü ekşitmeden koklayabilmenin tadına varın.
Parfümün rengini bir kenara bırakıp bir bütün olarak türünü anlatmak istersem, Calvin Klein Beauty gibi çiçekli, uyumlu ve sevimli olduğunu söyleyebilirim.
Son olarak: Vanitas'ın ilginç yüzü 94 doğumlu model Lindsey Wixson.
Voyage d'Hermès

Hermès'in 2010 yılında çıkan unisex parfümü. Bu yazıda kısaca Voyage olarak anılacak. :)
Jean-Claude Ellena Voyage'ı yaratırken bir zamanı veya mekanı esas almamış, anımsatan parfümdense çağıran parfümü hedeflemiş. Yenilikçi bir parfümü müjdelemek için kurulmuş bu cümleye hayran kaldım ben. Kokunun anımsatıcı etkisini şüphesiz çok seviyoruz, ama bize hatırlayacak yeni şeyler, ve dolayısıyla hatırlatacak yeni araçlar lazım!
Hermès'in misksi/odunsu kategorisine koyduğu Voyage'ın notaları açıklanmış değil. Çoğu kişinin fikir birliği içinde olduğu notaların üzerinden kendi fikirlerimi de katarak gideyim.
Belki de karşılaştığım en keskin açılışlardan birine sahip. Limon, hatta bana kalırsa olgunlaşmamış, acı limon çok net hissediliyor. Ona eşlik eden bir takım hapşırtıcı baharatlar da mevcut. Bir süre acaba tarçın mı biber mi diye düşündüğüm o notanın adını en son bir twist ile lavanta koydum. Çeşitli sitelerde yine açılışta kakule olduğundan bahsedilmiş. Katılıyorum; Voyage'ın en sevdiğim erkek parfümlerinden Prada Amber Pour Homme ile bir ortaklığı olduğundan eminim, ve Prada Amber Pour Homme'un üst notalarında da turunçgil ve kakule birliği var.
Açıkça görüldüğü gibi, benim "Voyage" isminden beklediğim miskinlikten eser yok bu parfümde, tersine, enerji veren notaların bombardımanı var. Bu durumdan şikayetim olmamakla birlikte parfümün tüm büyüsünün bir sonraki evrede olduğunu söylemeliyim.
Voyage o kadar yavaş ve fark ettirmeden gelişen bir parfüm ki, her sıktığımda "ya yanlış hatırlıyorsam, ya birazdan o güzelliğe dönüşmeyecekse" diye korkuya kapılıyorum. Yeterince beklerseniz, keskin ve net ham maddelerle açılan parfüm giderek zenginleşiyor, bütün bu yeşilliğinin arasından çiçekler ve odunsular beliriyor. Geçişteki mükemmel uyumu sağlamakta yeşil çayın parmağı olduğunu düşünüyorum. En arkada bir su hissi de var, ama bu, su notasıyla değil de su kenarında yetişen bir odunsu ile sağlanmış sanki.
Olur da parfümü kurumaya bırakırsanız ve gerçekten uzun bir süre tazelemezseniz en sonunda geriye bana Clinique Happy'yi anımsatan bir çiçeksilik kalıyor. Ve ben her ne kadar bir şeylere benzetmeden duramasam da, toplamda Voyage çok kişilikli ve oldukça benzersiz.
2010'dan beri çok sevdiğim bu parfümü hala almış değilim. Çünkü kime alacağımı bilmiyorum! Diğer unisex parfümleri kokladığımda hemen "yine de" hangi cinsiyete daha çok yakışacağına karar veriveren ben, Voyage karşısında susup kaldım. Gidip gelip deniyor, bana mı yoksa erkek tarafına mı geleceğinin malum olmasını bekliyorum.
Voyage ne tropik ne de egzotik, ama onda ayağın karadan kesilmesi var, zihin ve beden ferahlığı var. Bu yüzden de gerçekten bir seyahat parfümü. Adına, şişesine ve kendisine bayılıyorum.
Rush
Uzuuun bir aradan sonra yazmaya nereden başlayacağımı bilemediğimden sosyal medyadaki arkadaşlarıma danışayım dedim, gelen ilk istek Gucci Rush oldu. Rush hakkındaki fikirlerim genel görüşlerle pek uyuşmadığı için ve kendim çalıp kendim oynamak istemediğim için hiç düşünmemiştim bu parfümü konu etmeyi.
Jo Malone - English Pear & Freesia

Ah Bayan Malone! Niye benim kafamı karıştırıp duruyorsunuz?
O d'Azur
Bir Lancome parfümünden hakkında yazmak isteyecek kadar ilham alacağımı beklemiyordum. Hatta blogumun "kategoriler" kısmından Lancome gibi büyük bir ismin eksik olacak olmasına da üzülüp duruyordum. Sebebi basit; ben Lancome parfümlerinin dilinden pek anlamam.
CK Beauty
Tanıtım kampanyası mayıs ayında yapılan Beauty sounuda raflardaki yerini aldı. Parfümün yüzünün beyazlar içindeki Diane Kruger olması ve modaevinin kullandığı "zarif, sofistike, ölümsüz" gibi tanımlar Calvin Klein'ın uzun süre sonra olgun kadınları hedefleyen bir parfüm çıkaracağını müjdeliyordu, beklendiği gibi de oldu.
Pazartesi, Ekim 18, 2010 | Etiketler: calvin klein | 15 Yorum
Love, Chloé
Chloé'nin klasik parfümüne kendisine oldukça yakışan yeni bir arkadaş geldi.
Womanity
Çarşamba, Ekim 13, 2010 | Etiketler: thierry mugler | 1 Yorum
- annick goutal
- bath and body works
- benefit
- burberry
- bvlgari
- cacharel
- calvin klein
- chloé
- christian dior
- clinique
- demeter fragrance library
- diesel
- dolce gabbana
- estée lauder
- gap
- givenchy
- gucci
- harajuku lovers
- hermès
- jean-paul gaultier
- jil sander
- jo malone
- lancome
- lolita lempicka
- lush
- moschino
- narciso rodriguez
- nino cerruti
- thierry mugler
- tous
- vakko
- van cleef and arpels
- versace
- yohji yamamoto
- yves saint laurent










