Anne Meral'im

Yapraklar gibi taze, doğal ve zarif Coco Mademoiselle'in, Ô de Lancôme'un, Cacharel Eden'in, Kenzo d'Ete'n,

İç açan, neşe veren yumuşacık çiçekleriyle Yellow Jeans'in, Narciso Rodriguez'in,

Ve Diorissimo'n: hep yukarılara, ağaçlara, çiçeklere, meyvelere bakan, yolda yürürken bile dünyamı genişleten, arabada giderken hiçbir sokak hayvanını gözden kaçırmayan ve hep o aynı yerde, o "top top ağaçları" görünce yeniden sevinip Ceren'e seslenen, her zaman hayran olduğum seni belki de en iyi yansıtan.

Tesellimi bunlarda aramak kaldı bana. Benim dünyamın en güzel kokusu senin teninin, yanaklarının kokusuydu. Şimdiye kadar ondan ayrı üç hafta bile geçirmemişken, ne kadar dirensem de vedamızın üstünden bir hafta uçup gitti bile.

Üzülmememi söylediğin için, benim için bunca zaman nasıl dik durduğunu gördüğüm için, ben de elimden geleni yapıyorum. Şimdiye kadar bunun tek bir yolunu bulabildim: Seni benden kimsenin alamayacağı düşüncesine sarılmak. Körelmesine asla izin vermediğin hayal gücüm beni yine yalnız bırakmıyor, yanımdaymışsın gibi yaşıyorum. Bunun inkâr değil, aramızdaki asla kopmayacak bağ olduğuna inanıyorum. Bir gün, öyle ya da böyle yanına geleceğimi, senin geçtiğin çizgiyi benim de geçeceğimi düşünerek huzur buluyorum. O güne kadar fulyalarla ziyaret edeceğim seni.

Seni her şeyden çok seviyorum.
Bir Tanecik Kızın



Demeter Fragrance Library



Demeter Fragrance Library, ya da bazı ülkelerde kullanılan ismiyle, The Library of Fragrance.

Günlük hayatımızda karşımıza çıkan objelerin, mekanların, yiyeceklerin, bitkilerin ve hatta bazı diğer canlıların kokularını, önce en ideal halleriyle yeniden canlandırıp, sonra küçük parfüm şişelerine sığdıran New York'lu bir firma bu. İsminin hakkını kesinlikle veriyor; ürettiği 200'ün üstünde parfümle tam bir çağrışım kütüphanesi. Sayı böyle yüksek olunca, karşınıza parfüm olarak çıkmasını asla bekleyemeyeceğiniz şeyler de yelpazeye dahil oluyor. En garip çeşitlerden aklıma gelen birkaçını sizlerle paylaşıp bu stresli kısmı bir an önce atlatayım:

Lobster (Istakoz): Istakoz.
Funeral Home (Cenaze Evi): Stüdyoda çekilen bir cenaze sahnesinde oyuncuların havaya girmesi için filan kullanılabilir sanırım?
Earthworm (Solucan): Herhalde yaşayabileceğim en büyük kabuslardan biri, bu parfümü gerçekten güzel bulmak olur.

Şimdi gelelim eğlenceli kısma. Demeter'in birkaç parfümü, hiç çaktırmadan ülkemizdeki Gratis'lerde, kasaların hemen yanında bulunmaya başladı. Sorduğumda yeni çeşitlerin gelmesini beklemediklerini söylediler ama yine de takipte olmakta yarar var. Şu an bulunanları sayayım.

Baby Powder: Pudralı bir koku olduğunu söylememe gerek yok sanırım. :) Tam bir bebek pudrası kokusu, dolayısıyla temiz kokuların çoğu gibi bana ağır geldi.
Pure Soap: Yine amacına ulaşan, tertemiz bir sabun kokusu. Baby Powder'a göre daha hafif.
Honeysuckle: Mis gibi hanımeli.
Cannabis Flower: Esrar, kenevir çiçeği. Ben en çok bunu sevdim. Çiçeksi ve baharatlı, CK Be'yi anımsatan bir parfüm, kış için güzel bir seçenek. Yine de iş yerinde filan kullanıp hiç yoktan başımıza iş almamak lazım.
Salt Air: İlk koklayışta deniz kenarını hatırlatmasıyla kalbimi kazansa da, sonradan bu kokuyu tende veya kıyafet üzerinde beğenmediğimi fark ettim ben.
Vanilla Cake Batter: Evi pastane havasına sokan, anne eli değmiş kek kokusu.
Lavender: Kız-erkek kullanılabilecek lavanta kokusu.
Gin & Tonic: Hoş olanlardan biri. Drew Barrymore'un kullandığı söylenen parfüm.
Sex On The Beach: Kokladım, eylemi değil kokteyli anımsatıyor, rahatlıkla deneyebilirsiniz.

İlerleyen günlerde farklı Gratis'lerde yeni çeşitlere rastlarsam eklerim. Bu arada, ülkemize The Library Of Fragrance ismiyle girdiler. Bu tek notalı ve sade şişeli parfümler, minimalist oldukları kadar da minikler: 30 ml'lik şişelerde, oldukça uygun fiyatlara satılıyorlar. Eau de Toilette veya Eau de Parfum değil de Pick Me Up Cologne olarak geçiyorlar, dolayısıyla fazla bir kalıcılık beklememek gerek.

Parfümlerinin burnumuza hitap eden yönlerinden çok, parfümlerin ilham kaynaklarının günlük hayatımızda sahip olduğu rollerden bahseden eğlenceli de bir sitesi var Demeter'in. Örneğin Paperback isimli parfüme tıkladığınızda, bir yandan parfümü tarif ederken bir yandan da kitap tavsiye etmeden duramıyor. Buradan buyrun.

Gitmeden ünlülerle ilgili bir söylenti daha ekleyeyim: Demeter'in en sevilen çeşitlerinden biri olan Dirt'e Clint Eastwood ve Kate Moss çok düşkünmüş.

Şahsen en çok, Chai Tea, Crayon, Egg Nog, Maple Syrup, Play Doh, Snow ve Suntan Lotion'ı merak ediyorum!



Jean-Paul Gaultier Classique



Birkaç gündür evde hasta hasta oturuyorum. Sıkıntıdan sürekli blog'uma sığınasım geliyor, ama onu da yapamıyorum. Çünkü:

1- Artık zar zor nefes alan burnumdan mı yoksa çatlarcasına ağrıyan beynimden mi kaynaklanıyor bilmiyorum, evdeki Hacı Şakir'in kokusu bana Chloé gibi gelir oldu. Pek güvenilir sayılmam.

2- Normalde bir parfüm yazısı yazarken o parfümü koklayıp dururum. Ama hastayken parfüm koklamanın solunum yollarını nasıl beter ettiğini daha önce birkaç kez gördüm.

Bugün bu durumu çözmeye karar verdim ve çareyi son dönemde en sık kullandığım parfümlerden birini konu etmekte buldum. Nasılsa kokusu her an hayalimde canlı, hatırlamama veya yeni çıkarımlar yapmama gerek yok!

Jean Paul Gaultier'in ilk parfümü olan Classique, 1993 yılında piyasaya sürülmüş. Yani ben dokuz yaşımdaymışım. Bu parfümün aile büyükleri arasında popüler olduğu dönemi hatırlıyorum. Barbie vazifesi görebilecek şişesine bayılmıştım. Kokusuna ise pek değil. Classique'de, JPG'in gelecekteki parfümlerine de az çok hakim olacak olan balonlu sakız kokusu net bir şekilde hissediliyordu. Ama buna baharatlar, nostaljik ve kadınsı birçok başka yön de eşlik ediyordu. Halbuki dokuz yaşındaki bir çocuğun gözünde, eğer balonlu sakız gibi kokacaksanız, tam bir balonlu sakız gibi kokmalısınız.

18 sene geçip gitti, ben de parfümerilerde JPG Classique şişesinin önünden geçip geçip gittim. Bir kez daha denemek nedense hiç aklıma gelmedi. Ta ki bu sene, ne zamandır görüşmediğim bir arkadaşımın evinde kalana dek. Banyoda, arkadaşımın annesine ait JPG Classique şişesini ve dibinde kalan turuncu sıvıyı görür görmez kendimce çok ilginç bir deneyim yaşadım. En son koklayışımda hiç hoşlanmadığım bu kokuyu hatırlayıp, daha burnuma götürmeden, sırf aklımdaki hatırasına dayanarak, bu parfümü ne kadar sevdiğimi anladım! Tekrar kokladığım bir parfüm hakkında fikir değiştirdiğim çok olmuştur, ama böylesi cidden ilginçti.

Tahmin edeceğiniz gibi kokladıktan sonra da elimden bırakamadım şişeyi.

Üst notalar: gül, anason, portakal, mandalina, armut likörü
Orta notalar: süsen, orkide, erik, zencefil, portakal çiçeği, ylang ylang
Alt notalar: misk, vanilya, amber

Her kategoriden notalar içeriyor, üstelik çoğu parfümün aksine, hiçbiri de laf olsun diye orada durmuyor. Yani ne çiçeksi yanı sönük kalıyor, ne meyveli, ne baharatlı, ne de tatlı. İlla sınıflandırmamız gerekirse, en iyisi oryantal bir parfüm deyip geçmek.

Biraz toparlamak istersek, parfüme karakterini veren notaların başında anason ve vanilyayı sayabiliriz. Anasonun nostaljik ferahlığıyla vanilyanın modası asla geçmeyecek tatlılığı birbirini ruh olarak çok güzel tamamlıyor. Diğer yandan ikisi de kolaylıkla ağır kaçabilecek, güçlü notalar. Mesela Jo Malone'nin Vanilla & Anise isimli, yine bu ikili üzerine kurulmuş olan parfümü bana hep iç bayıcı gelmiştir.

JPG Classique ise dengeye ulaşana kadar harmanlanmaya ant içmiş.

Baskın notalardan diğer ikisi, JPG'nin resmi sitesinde de vurgulandığı gibi, portakal çiçekleri ve gül. Gül yine işin nostalji tarafını üstlenirken, portakal çiçekleri en iyi bildikleri şeyi yapıyor, sıvının turuncu rengini anlamlı kılan bir canlılık getiriyorlar.

Son olarak da zencefil. Bu baharat JPG Classique'i iyince iç ısıtıcı bir kış parfümü haline getiriyor, oryantalliği konusunda da şüphe bırakmıyor.

Meyveleri de eklersek, ortaya başta bahsettiğim balonlu sakız ile tütsü karışımı hoş mu hoş bir etki çıkıyor.

Bu karışım çok beğeniliyor, beğenmeyenler tarafından ise genelde "fazla kadınsı" olmakla suçlanıyor. Benim de karşılaştığım en kadınsı parfüm olabilir belki, ama kullananın tenine yakıştığı sürece kesinlikle "fazla" bulmuyor, tersine zevkten dört köşe oluyorum.

Bu parfümden iki sene sonra da şu ünlü erkek parfümü Le Male piyasaya çıkıyor. Bana kalırsa güzelliğinin bedelini de klişe olmakla ödüyor. Classique'in neyse ki aynı kaderi paylaşmadığını, günümüzde kendisine rastlamanın bile çok kolay olmadığını düşünüyorum. Ayrıca 90'ların modasıyla ilişkisini hatırlayamayacağım ama, bugünü kasıp kavuran modern ile vintage kombinasyonlarına inanılmaz uyum sağladığını düşünüyorum.

Parfüm dünyasının belki de en sevilen şişesi: Jean Paul Gaultier, vücuda giyilen ilk giysinin parfüm olduğunu söylüyor ve parfümü bir giysi olarak gördüğünü vurgulamak için de, terzi mankeni figürünü seçiyor. Üstüne buzlu camdan bir korse giydiriyor. Ona göre korse, kontrolü değil, çözülebilirliği simgeliyor. Belki de bu yüzden, Classique'in yeni şişelerinde korsenin yarıya kadar çözülmüş ipleri var artık.

Jean Paul Gaultier Classique, Eau de Parfum ve Eau de Toilette olarak satılıyor, bana EDT hali kalıcılıkta da çarpıcılıkta da son derece yeterli geliyor.

Narciso Rodriguez For Her



2005 yılında, ekşisözlük'teki çeşitli parfüm başlıklarında yazılarına rastladığım iki tatlı kullanıcıyla dostluk kurmuş, birbirimize parfüm tavsiyeleri vermeye ve aramızda parfüm yorumlamaya başlamıştık. En sevdiğim parfümlerden birinin CK Truth olduğunu öğrendiğinde, bu arkadaşlarımdan bir tanesi Narciso Rodriguez'i denememi tavsiye etmişti. Ve heyecanını öyle iyi yansıtmıştı ki, gerçekten ilk işim Narciso Rodriguez For Her'ü denemek olmuştu. O günden beri de en sevdiğim parfümlerin arasında çok yükseklerde kendisi.

Siyah-beyaz, sade ve zarif tasarımlarıyla ünlü modacının ilk parfümü olarak 2003 yılında piyasaya sürüldü.

Notalar: portakal çiçeği, bal çiçeği, misk, osmanthus, amber, vanilya, odunsular, güve otu

Parfümerilerde eğer bu parfümün şişesine uzanan birini görürsem, kendi denemelerimi bırakıp o kişiyi izliyorum. Genelde memnuniyetleri resmen yüzlerine yansıyor. Bazılarının ise ne düşündüğü o kadar belli olmuyor. Ama herkes mutlaka bir duraksıyor!

Biraz da buradan yola çıkarak, Narciso Rodriguez For Her'ü şöyle tanımlıyorum: Kolayca sevilecek bir parfüm değil, ama sevmemekte zorlanılacak bir parfüm.

Açalım: Zararsız, neşeli, klişe tabirle "herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği" modern parfümlerden fersah fersah uzak. Son derece karakterli, kendine has, rafine. Odunsu, çiçeksi ve miskli. Ama odunsu, çiçeksi ve miskli parfümlerden daha ilk koklayışta ayrılıyor. Hem de, bu tarz parfümleri sevmeyen kitlelerin kafasını allak bullak edecek kadar olumlu bir biçimde. "Ben çiçekli parfüm sevmem ki, bana yakışmaz" diyerek yüzünü buruşturup, bir yandan da bu şişeyi neden elinden bırakamadığını anlamaya çalışan insanlar hayal edin.

Tanımı geçip tarife başlayalım. İlk sıkışta yumuşaklığıyla vuruyor. Sanki sıktığınız şey alkollü değil de, biraz kıvamlı, kremsi bir sıvı. Tabii sıvının kendisinden değil, burunda yarattığı histen bahsediyorum. Sıkıldığı andan itibaren hemen hiç değişmiyor. Ön plandaki notalar portakal çiçeği ve misk.

Şahsen Zara Home'un Orange Blossom serisindeki sabun ve kremleri parfüm niyetine kullanırım. Çünkü portakal çiçeği bana göre en büyüleyici kokulardan birine sahiptir; hem turunçgilleri hem de çiçekleri seven biri olarak, ikisinin ruhunu birden taşımasına bayılırım. Portakal çiçeğine eşlik eden misk, bu parfüme insanlık dışı bir temizlik filan kesinlikle katmıyor. Portakal çiçeğinin güzelliğini ortaya çıkarıyor, onu kendine katıp güçlendiriyor.

Elde var odunsular. Yani CK Truth referansımın beni bu parfümle tanıştırmasının sebebi. Taze orman kokusu, iki parfümün ortak noktası. Ama Narciso Rodriguez'deki ölçüsü onu yeşil bir parfüm kılacak kadar yüksek değil. Ve açıkçası ben Truth'la başlayan bu serüvende, her geçen sene kendimi Narciso Rodriguez'i daha çok tercih eder buluyorum.

Bir de bu parfümün meleklere ait olduğu ve hatta baştan çıkarıcılıkta son nokta olduğu gibi görüşler var. Ben kadın teninin buğusunu çağrıştırdığını düşünüyorum, ama göz kırpan, girişken hiçbir yanı olmadığı için "baştan çıkarıcı" tabirini kullanmak aklıma gelmezdi. Kısaca, baştan çıkarma derdi yok ama potansiyeli var diyelim.

Parfümün burunları, Gaultier2'nin ve henüz bloguma misafir edemediğim ama çok beğendiğim Elie Saab Le Parfum'ün yaratıcısı Francis Kurkdjian ile, English Pear & Freesia'nın yaratıcısı Christine Nagel.

Ben siyah şişeli Eau de Toilette'imi severek kullanıyorum, ek olarak bir de gül notası içeren Eau de Parfum için ise pembe şişeye başvurabilirsiniz. Aman dikkat: pembe şişe siyah kutuda, siyah şişe ise pembe kutuda satılıyor.


Bath & Body Works


Ohio'lu Bath&BodyWorks sonunda Türkiye'ye geldi! Parfümlerini yorumlamaktan çok, "haberiniz olsun" tadında bir post yazayım dedim ben de.

Bu mağazayı tanımlarken genellikle en geç ikinci cümlede Body Shop'la benzerliğinden bahsedilse de, BBW tamamen koku odaklı ve dolayısıyla oldukça benzersiz. "We make fragrance FUN!" mottosuna uygun olarak, hem sizin hem de cüzdanınızın kolayca seveceği parfümlere ve yan ürünlere sahip.

Yabancı forumlarda adına sık sık rastladığım ve 100'den fazla koku çeşidi olduğunu duyduğum için neredeyse panik halinde girdim Suadiye'de iki gün önce açılan mağazaya. (İstinye Park'ta da açılmış bir tane.) En sevdiğim yanlarından biri, parfümleri gruplara ayırmaları oldu. Görebildiğim kadarıyla dört kategori vardı: fresh, sexy, romantic ve cuddler. Her kategoride de beş-altı tane parfüm. Gerçi ben her türden parfüm sevebildiğimi bildiğim için bu kategoriler bana zaman kazandırmadı, ama bu durumda bile aklımı toparlamam açısından yardımcı oldu.






Hemen söyleyeyim, internet sitesinde adı geçen parfümlerin hepsi buradaki mağazalara gelmiş değil. Yine de çok çok çeşit var, üstelik özel günlerde de sık sık yeni parfümler çıkarıyorlar. İyice keşfetmek için birkaç kez daha gideceğim kesin. Şimdilik:

Şampuan gibi kokan parfüm aradığını söyleyen arkadaşlarımı buraya yönlendireceğim kesin. BBW parfümlerinin genel özelliği meyveli, neşeli ve şampuansı olmaları.

Büyük moda evlerinin parfümlerine benzer bir şeyler arıyorsanız, en uygunu "sexy" kategorisi.

Saf vanilya kokusu isteyenler bir seçeneğe daha sahip oldu: Warm Vanilla Sugar. Karamele benzer bir yanı da olduğu için çok hoşlandım ben.

Temiz çamaşır kokusuna bayılırım, ama o "linen", "cotton", efendime söyleyeyim, "white", "clean" gibi isimleri olan parfümler bana hep inanılmaz ağır gelmiştir. Temiz çamaşır parfüme uyarlandığında niye böyle iç bunaltıcı oluyor bilmiyorum. BBW'nin Sea Island Cotton'u da bu tür bir parfüm ve yine hafif değil. Ama benzerleri arasında en katlanılır bulduklarımdan biri oldu. Böyle bir arayış içerisindeyseniz mutlaka deneyin.

Twilight Woods, adı yüzünden popüler olmazsa kokusu sayesinde popüler olabilecek bir parfüm. Mağazada rastladıklarım arasında en komplikesi, en boyutlusu diyebilirim.

İçeri girdiğinizde çeşitlilikten gözünüz korkarsa aklınızda olsun, Japanese Cherry Blossom ve Sweet Pea, BBW'nin en sevilen parfümleri sayılır.

Ve henüz zaman ayıramamış olsam da erkekler için de birkaç çeşit mevcut.

Bath&BodyWorks ile, parfümlerde olmasa bile body mist'lerde, kremlerde, mumlarda, sabunlarda sık sık görüşmek üzere artık.

http://www.bathandbodyworks.com/

Loverdose



On beş yıldır parfüm dünyasında olan Diesel, iddiasını bir anda yükselttiği Fuel for Life ve flankerlarından sonra sonunda yeni bir kadın parfümü çıkardı.

Hem Fuel for Life'a olan tükenmek bilmeyen aşkımdan dolayı, hem de bu yeni parfümdeki burunlardan birinin Olivier Cresp olmasından dolayı (diğeri Honorine Blanc) merakla ve umutla bekledim Loverdose'u. Muhteşem şişesini gördükten sonra ise artık bu parfümü sevmek için can atıyordum.

Üst notalar: mandalina, limon, yıldız anason
Orta notalar: yasemin, gardenya, meyan kökü
Alt notalar: vanilya, sedir, sandal ağacı

Loverdose, okuduğum yorumların çoğunda Lolita Lempicka'nın klasik parfümüne benzetilmiş. Ve tabii hiç de haksız sayılmazlar. Özellikle açılıştaki baskın anason hemen Lolita Lempicka'yı akla getiriyor, ama Lolita Lempicka'daki şekerlilik yok Loverdose'da. Tatlı bir yanı olsa da, üzerinden zaman geçtikçe şekerli dediğimiz parfümlerden ayrı, daha buruk bir yola girdiği iyice ortaya çıkıyor. Toplamda bana daha çok Paco Rabanne'nin Black XS'ini hatırlattı. Bu da Black XS gibi geceyi ve yüksek sesli eğlenceleri akla getiren içkimsi bir parfüm. Koyu mor ve siyah şişelerinin benzerliği tesadüf değil bence.

Anasonun olduğu yerden genelde eksik kalmayan meyan kökü de Otacı boğaz pastillerini hatırlatırcasına egemen Loverdose'a. Çiçek notaları karışıma hareket katıyor ama onu ne aydınlatıyor ne de feminenleştiriyor. Bu parfümün kadınsılığı, elinde sigarası ve kıyafetinde erkeksi ayrıntıları olan bir femme fatal'inkine benziyor. Son aşamasının oldukça pudramsı olduğunu da not edelim.

Marka Diesel olunca parfümün tanıtımı da bol cinsel göndermeli oluyor tabii. Loverdose, Diesel'in ağzından "güzel ama ölümcül bir baştan çıkarma silahı", Love-Overdose birleşimi ismi de zaten buna işaret ediyor. Dahası Diesel, beynin cazibe ve arzudan sorumlu bölümü hipotalamusu uyaran moleküller içerdiğini iddia ediyor Loverdose'un. Ben bunun bilimsel bir açıklama değil de, dikkatle kurulmuş bir pazarlama cümlesi olduğunu düşünüyorum.

Kişisel görüşüme gelirsek, bu parfümü de benzerleri gibi kendime çok uzak buluyorum, benim için fazla serin. Ama türü sevenlerin gayet başarılı bir alternatif kazanmalarına da seviniyorum. Ayrıca kalbe saplanmış gibi duran ve giderek incelen güzeller güzeli siyah tüpüyle, bu şişe içindeki sıvıyla öyle uyum içersinde ki, varsın bana yar olmasın.

Loverdose'un yüzü Ashley Smith, reklam filmi ise şöyle.

Petite Chérie


Butik parfüm evlerinin belki de en ünlüsü olan Annick Goutal, bu yıl 30. yıl dönümünü kutluyor.

Bilenleri sıkmayacak bir özetle, Annick Goutal başarılı bir piyanist olma yolunda emin adımlarla ilerlerken, türlü tesadüfler sonucu başarılı bir burun olup çıkan bir Fransız. 1999'da ne yazık ki genç yaşta hayata veda etmesinden bu yana, parfüm evini kızı devralmış. Benim favorim bu sene çıkan Le Mimosa olsa da, Annick Goutal'a dünyada ve ülkemizde en çok beğenilen parfümü Petite Chérie ile başlamak lazım.

Petite Chérie, Annick Goutal'ın kızı Camille'e ithaf ettiği, 1998 yılında yaratılmış bir parfüm. Firmanın deyimiyle, bir genç kızın sevgiyle öpülesi yanağını çağrıştırıyor.

Notalar: armut, şeftali, miskli gül, taze çimen, vanilya

İlk sıktığımda, tüm diğer Annick Goutal parfümleri gibi, bende yabancılık çekeceğim ölçüde nostaljik hisler uyandırmıştı bu parfüm. Armut ve taze çimen gibi parfümde kullanılmasını en çok sevdiğim bir çift notaya rağmen, hiç mi hiç ısrarcı olmamaya karar vermiştim. Geçmiş yılları çağrıştıran parfümler söz konusu olunca nedense bazen yaş kavramım kalmıyor, parfümün ancak o yılları görmüş, şu sıralar oldukça olgun yaşlarında olan insanlara yakışacağını sanıveriyorum.

Ama yine, Annick Goutal parfümlerinde genel olarak ilk başta burna çarpan o sandozsu hava dağıldıktan sonra, yumuşak mı yumuşak, ferah mı ferah bir parfüm çıkıyor ortaya. Böylesine kimyasallıktan uzak ve alışılmadık derecede doğal bir sonuç ortaya çıkacaksa, baştaki garip nostaljiye şahsen razıyım ben.

Petite Chérie meyveli ve yeşilli bir parfüm, şampuansı parfümleri sevenlerin denemesi gerekenlerden. Yeşil notaları, meyve kokusundan çok, çiçeksi veya oryantal yönü ağır basan harmanlarda görmeye alışık biri olarak, benim hiç sevmeye alışık olduğum türde bir parfüm değil. Ama bu parfümün mutluluğuna (ve armutuna?) karşı koyamıyorum ve genellemelerimi bozsa da kendisini çok seviyorum.

Çağrışımlara gelirsek, beyaz çarşaflı yataklarıyla, beyaz mobilyalarıyla, sonuna kadar açık perdeleriyle, içinde yaşayan neşeli insanların her zaman ertesi günü de iple çektikleri bir apartman dairesi geliyor aklıma, tercihen bir Avrupa şehrinde. İnsanı sonsuzluğa ya da derinlere çeken boyutlar yok. Dışardan bakıldığında çoğu insanın hayran kalacağı, kendi hayatından kaçıp içine sığınmak isteyeceği, bazılarınınsa "üç gün sonra sıkılırsın orda" diyeceği türden, kendi içine dönük mutlu bir yaşam biçimini hatırlatıyor. Canlandırdığım şey bir insan olmadığından, çocuk, genç kız ya da olgun kadın parfümü diye de sınıflandıramıyorum ben Petite Chérie'yi. Ama Annick Goutal'ın ithaf hikayesini anlayabiliyorum, çaba harcamasına gerek olmadan değer gören birine çok yakıştırılacak bir parfüm sahiden.

Güçsüz yanını söylemeden bitirmeyelim: Petite Chérie ne yazık ki pek kalıcı bir parfüm değil, çantanızda taşısanız iyi edeceklerinizden.

Annick Goutal parfümlerini Harvey Nichols'larda bulabilirsiniz.

Takipçiler

Twitter