Catch...Me

Son dönemde bu defteri elime almamamın, tamamen benimle ilgili, birbirinden alakasız pek çok sebebi olabilir. Ama 2012'de çıkan parfümlerde pek bir şey bulamamış olmam da o sebeplerin şimdiye dek tutunmasını sağladı sanırım. Aslına bakarsanız geçen senenin Elie Saab Le Parfum'ünden beri beni heyecanlandıran veya hayal kırıklığına uğramama sebep verecek kadar merakımı uyandıran yeni bir parfüm hatırlamıyorum.

Cacharel'in geçen ay çıkardığı Catch...Me'sini ilk kez dün Sephora'da denedim ve parfümü üstüne sıktığım deneme kartını bir yerlerde çöpe atmak yerine eve kadar getirdim. Aslında çok ilginç bir yanı yoktu ama her an yeniden koklamak isteyebilirmişim hissinden de kurtulamadım. Ve sonunda kabul ettim: Pek çok tanıdık parfümü anımsatan Catch...Me, belki de hoşuma gitmiştir.

Üst notalar: İtalyan mandalinası, petitgrain (acı portakal ağacının yeşil dallarından elde edilen yağ)
Orta notalar: portakal çiçeği, İtalyan yasemini
Alt notalar: badem sütü, amber, odunsular

Portakal çiçeği ve badem notası olan bir parfümün hoşuma gitmemesi ne kadar gerçekçi olurdu ki zaten?

Catch...Me genç, hafif ve neşeli. Herkes başka bir şeye benzetmiş, benim hemen aklıma gelen iki isim var. Birincisi hep beğendiğim ama Thierry Mugler'ın buram buram tatlı ruhundan dolayı da hep çekindiğim Angel Innocent. Yine turunçgillerin ve bademin kullanıldığı Angel Innocent, tahmin edeceğiniz gibi Catch...Me'ye göre çok daha meyveli, ballı, gurme bir parfüm. Diğeri de burada daha önce de bahsettiğim Bath and Body Works'ün Forever Sunshine'ı. Akdeniz meyveleri ve çiçekleri ile çoğu zaman badem anlamına gelen pralin notasından oluşan Forever Sunshine'a benzer biçimde, yaz mevsimini anımsatıyor Catch...Me. Yine Forever Sunshine'a benzer biçimde pürüzsüz, pudingsi bir yapısı var. Diğer yandan Catch...Me daha olgun, daha lüks bir parfüm olmuş.

Benzerlerinden en çok ayrıldığı nokta, çiçeksilik ve gurmelik arasındaki dengede çiçeklere biraz daha ağırlık vermiş olması bana kalırsa. Çiçek kokularına son derece düşkün biri olarak, ben yine de gurme kokularda çiçeklerin saflığını ve ağırbaşlılığını biraz sıkıcı buluyorum. O yüzden Bath and Body Works'ün içine yumulmalık Forever Sunshine'ını, her ne kadar Catch...Me gibi yılın her mevsimiyle uyumlu bulmasam da, burnumun zevki için tercih ederim.

Catch...Me lila rengi cam bir şişe ve bu aralar mücevherlerde sıkça kullanılan parlak topçuklarla bezeli bir kapak ile sunuluyor. Reklam filminde, labirentli yemyeşil bir parkta, av olmakla özdeşleşen ceylan görüntüleri eşliğinde, kovalanan ama her nedense yakalandığında gülümseyen bir kadın, ve onu yakama işini son derece ciddiye alan bir adam yer alıyor. Bu film aslında bir parfüm için gayet uygun olan "yakala beni" mesajından beni bir anda soğutuyor. Kadınları av olmakla övünmeye davet eden reklamlara olan nefretimi kontrol altına almaya çalışıyorum, yoksa parfüm tanıtımlarına hiç mi hiç bakmamam gerekecek sanırım. Beğendiğim bir nokta ise parfüme seçilen ismin Cacharel ile bolca ortak harfe sahip olması ve isimde de Cacharel fontunun kullanılmış olması.

Gurme kokulardan hoşlanmak ya da Amor Amor, Euphoria, Ysatis, Alien gibi parfümlerin arkasındaki burun Dominique Ropion bu sefer ne yapmış diye merak etmek Catch...Me'ye bir şans vermeniz için gayet geçerli sebepler olabilir.

Anne Meral'im

Yapraklar gibi taze, doğal ve zarif Coco Mademoiselle'in, Ô de Lancôme'un, Cacharel Eden'in, Kenzo d'Ete'n,

İç açan, neşe veren yumuşacık çiçekleriyle Yellow Jeans'in, Narciso Rodriguez'in,

Ve Diorissimo'n: hep yukarılara, ağaçlara, çiçeklere, meyvelere bakan, yolda yürürken bile dünyamı genişleten, arabada giderken hiçbir sokak hayvanını gözden kaçırmayan ve hep o aynı yerde, o "top top ağaçları" görünce yeniden sevinip Ceren'e seslenen, her zaman hayran olduğum seni belki de en iyi yansıtan.

Tesellimi bunlarda aramak kaldı bana. Benim dünyamın en güzel kokusu senin teninin, yanaklarının kokusuydu. Şimdiye kadar ondan ayrı üç hafta bile geçirmemişken, ne kadar dirensem de vedamızın üstünden bir hafta uçup gitti bile.

Üzülmememi söylediğin için, benim için bunca zaman nasıl dik durduğunu gördüğüm için, ben de elimden geleni yapıyorum. Şimdiye kadar bunun tek bir yolunu bulabildim: Seni benden kimsenin alamayacağı düşüncesine sarılmak. Körelmesine asla izin vermediğin hayal gücüm beni yine yalnız bırakmıyor, yanımdaymışsın gibi yaşıyorum. Bunun inkâr değil, aramızdaki asla kopmayacak bağ olduğuna inanıyorum. Bir gün, öyle ya da böyle yanına geleceğimi, senin geçtiğin çizgiyi benim de geçeceğimi düşünerek huzur buluyorum. O güne kadar fulyalarla ziyaret edeceğim seni.

Seni her şeyden çok seviyorum.
Bir Tanecik Kızın



Ixora

Son zamanlarda türlü zorluklar ve kötü haberlerle boğuşmaktan, ne bir parfümeri gezmeye fırsatım oluyor ne de keyif için bir şeyler yazmaya. Bu yüzden de birkaç hafta önce Ixora'nın benimle iletişime geçmesi ve koku test paneline üyelik teklifi almak benim için tam bir süpriz oldu. Demek ki iyi bir şeyler de oluyor ve neyse ki parfümler de beni unutmuyor.

Tabii ki seve seve koku test paneline katıldım ve denediğim parfümler konusunda büyük heyecan duydum. Test aşamasında olan parfümlerin yanında, şu an piyasada olan altı çeşit body mist'ini de bana ulaştırma inceliğini gösterdi Ixora. Ben de hemen burada fikirlerimi paylaşmak istedim.

Daha önce de söylemiştim sanırım; oldum olası güzel kokuları çok sevdim, ama uzun bir süre boyunca, kendime parfüm seçerken hep en hafif, en rahatsız etmeyecek formüllü olanı bulmaya çalıştım. İlk genç kızlığımda bir gün böylesine açık görüşlü bir parfümsever olacağım hiç aklıma gelmezdi sanırım.

Zevklerim yıllar içinde gelişip değişmiş olsa da, burun direğine nazik davranan yumuşak kokulara karşı hala zaafım var. Haliyle losyonlar, Johnson'ın bebe kolonyaları ve elbette body mistler de hep radarımdalar.

Ixora'nın kışın otasında bana kendilerini sevdiren body mist çeşitleri şöyle:

Happy: Masum, bebeksi bir koku. Çamaşır yumuşatıcılarını andıran bir temizliği var. Çiçeksi, odunsu ve pudralı notalarıyla benim favorilerimden biri.

Sexy: Favorilerimden bir diğeri. Tam teşekküllü bir parfüm neredeyse. Body mistler daha çok yazın kullanılsa da, Sexy kış aylarına yakışacak oryantal bir kokuya sahip. Notaları seçerken de sanki kadınsı olmayan içeri giremez demişler: vanilya, paçuli, yasemin, şakayık, frezya ve şeftali. Simli.

Sweety: Odunsular, vanilya, çiçek ve meyve notalarından oluşsa da benim burnuma yazı hatırlatan mis gibi bir süt/hindistan cevizi kokusu geliyor. Dolayısıyla tüm tatlılığına rağmen yazın kullanmayı düşünüyorum. Christian Dior 2004 yılında Sweet Sun diye bir parfüm çıkarmıştı; yazın, güneş altında kullanıma uygun olmakla beraber yine güneş losyonlarını andıran mis gibi bir kokusu vardı. Sweety'yi, Sweet Sun niyetine kullanacağım ben. Simli.

Pretty: Bergamut, salatalık, yasemin, gül ve sandalağacı notalarından oluşuyor ve bu serinin su kokusu olmaya en yakın olanı. Ferah doğalarına rağmen su notalarının parfümde fazla dominant ve ağır olduğunu düşünürüm ben, diğer yandan kremlerde losyonlarda hoşuma giderler. Söz konusu bir body mist olunca, genel parfüm beğeninize uymayan kokuları da sırf değişiklik olsun diye korkmadan kullanabiliyorsunuz işte. Pretty de benim için bu görevi görüyor.

Funny: Tatlı, şekerli parfüm sevenlere uygun, kırmızı meyveli meyve sularını hatırlatan, tam bir pembe koku.


Lovely: Çiçeksi, meyvemsi ve yeşil notalardan oluşan Lovely, pembe şişesine inat en çok bu yeşil notalardan nasibini almış. Küçük kızların da genç kadınların da kullanabileceği, ferah, kolay sevilecek bir koku. Simli.

Ixora, parfümler ve body mistler dışında oda spreyi, deodorant, kolonya ve duş jeli gibi ürülere de sahip ve ürün çeşitliliğini günden güne artırmakta olan bir firma. Kendi kokuları üzerine çalışan daha fazla yerli firma duyabilmeyi umuyor ve artık Ixora'daki gelişmeleri merakla takip ediyorum.

http://www.ixoraparfum.com/

Demeter Fragrance Library



Demeter Fragrance Library, ya da bazı ülkelerde kullanılan ismiyle, The Library of Fragrance.

Günlük hayatımızda karşımıza çıkan objelerin, mekanların, yiyeceklerin, bitkilerin ve hatta bazı diğer canlıların kokularını, önce en ideal halleriyle yeniden canlandırıp, sonra küçük parfüm şişelerine sığdıran New York'lu bir firma bu. İsminin hakkını kesinlikle veriyor; ürettiği 200'ün üstünde parfümle tam bir çağrışım kütüphanesi. Sayı böyle yüksek olunca, karşınıza parfüm olarak çıkmasını asla bekleyemeyeceğiniz şeyler de yelpazeye dahil oluyor. En garip çeşitlerden aklıma gelen birkaçını sizlerle paylaşıp bu stresli kısmı bir an önce atlatayım:

Lobster (Istakoz): Istakoz.
Funeral Home (Cenaze Evi): Stüdyoda çekilen bir cenaze sahnesinde oyuncuların havaya girmesi için filan kullanılabilir sanırım?
Earthworm (Solucan): Herhalde yaşayabileceğim en büyük kabuslardan biri, bu parfümü gerçekten güzel bulmak olur.

Şimdi gelelim eğlenceli kısma. Demeter'in birkaç parfümü, hiç çaktırmadan ülkemizdeki Gratis'lerde, kasaların hemen yanında bulunmaya başladı. Sorduğumda yeni çeşitlerin gelmesini beklemediklerini söylediler ama yine de takipte olmakta yarar var. Şu an bulunanları sayayım.

Baby Powder: Pudralı bir koku olduğunu söylememe gerek yok sanırım. :) Tam bir bebek pudrası kokusu, dolayısıyla temiz kokuların çoğu gibi bana ağır geldi.
Pure Soap: Yine amacına ulaşan, tertemiz bir sabun kokusu. Baby Powder'a göre daha hafif.
Honeysuckle: Mis gibi hanımeli.
Cannabis Flower: Esrar, kenevir çiçeği. Ben en çok bunu sevdim. Çiçeksi ve baharatlı, CK Be'yi anımsatan bir parfüm, kış için güzel bir seçenek. Yine de iş yerinde filan kullanıp hiç yoktan başımıza iş almamak lazım.
Salt Air: İlk koklayışta deniz kenarını hatırlatmasıyla kalbimi kazansa da, sonradan bu kokuyu tende veya kıyafet üzerinde beğenmediğimi fark ettim ben.
Vanilla Cake Batter: Evi pastane havasına sokan, anne eli değmiş kek kokusu.
Lavender: Kız-erkek kullanılabilecek lavanta kokusu.
Gin & Tonic: Hoş olanlardan biri. Drew Barrymore'un kullandığı söylenen parfüm.
Sex On The Beach: Kokladım, eylemi değil kokteyli anımsatıyor, rahatlıkla deneyebilirsiniz.

İlerleyen günlerde farklı Gratis'lerde yeni çeşitlere rastlarsam eklerim. Bu arada, ülkemize The Library Of Fragrance ismiyle girdiler. Bu tek notalı ve sade şişeli parfümler, minimalist oldukları kadar da minikler: 30 ml'lik şişelerde, oldukça uygun fiyatlara satılıyorlar. Eau de Toilette veya Eau de Parfum değil de Pick Me Up Cologne olarak geçiyorlar, dolayısıyla fazla bir kalıcılık beklememek gerek.

Parfümlerinin burnumuza hitap eden yönlerinden çok, parfümlerin ilham kaynaklarının günlük hayatımızda sahip olduğu rollerden bahseden eğlenceli de bir sitesi var Demeter'in. Örneğin Paperback isimli parfüme tıkladığınızda, bir yandan parfümü tarif ederken bir yandan da kitap tavsiye etmeden duramıyor. Buradan buyrun.

Gitmeden ünlülerle ilgili bir söylenti daha ekleyeyim: Demeter'in en sevilen çeşitlerinden biri olan Dirt'e Clint Eastwood ve Kate Moss çok düşkünmüş.

Şahsen en çok, Chai Tea, Crayon, Egg Nog, Maple Syrup, Play Doh, Snow ve Suntan Lotion'ı merak ediyorum!



Jean-Paul Gaultier Classique



Birkaç gündür evde hasta hasta oturuyorum. Sıkıntıdan sürekli blog'uma sığınasım geliyor, ama onu da yapamıyorum. Çünkü:

1- Artık zar zor nefes alan burnumdan mı yoksa çatlarcasına ağrıyan beynimden mi kaynaklanıyor bilmiyorum, evdeki Hacı Şakir'in kokusu bana Chloé gibi gelir oldu. Pek güvenilir sayılmam.

2- Normalde bir parfüm yazısı yazarken o parfümü koklayıp dururum. Ama hastayken parfüm koklamanın solunum yollarını nasıl beter ettiğini daha önce birkaç kez gördüm.

Bugün bu durumu çözmeye karar verdim ve çareyi son dönemde en sık kullandığım parfümlerden birini konu etmekte buldum. Nasılsa kokusu her an hayalimde canlı, hatırlamama veya yeni çıkarımlar yapmama gerek yok!

Jean Paul Gaultier'in ilk parfümü olan Classique, 1993 yılında piyasaya sürülmüş. Yani ben dokuz yaşımdaymışım. Bu parfümün aile büyükleri arasında popüler olduğu dönemi hatırlıyorum. Barbie vazifesi görebilecek şişesine bayılmıştım. Kokusuna ise pek değil. Classique'de, JPG'in gelecekteki parfümlerine de az çok hakim olacak olan balonlu sakız kokusu net bir şekilde hissediliyordu. Ama buna baharatlar, nostaljik ve kadınsı birçok başka yön de eşlik ediyordu. Halbuki dokuz yaşındaki bir çocuğun gözünde, eğer balonlu sakız gibi kokacaksanız, tam bir balonlu sakız gibi kokmalısınız.

18 sene geçip gitti, ben de parfümerilerde JPG Classique şişesinin önünden geçip geçip gittim. Bir kez daha denemek nedense hiç aklıma gelmedi. Ta ki bu sene, ne zamandır görüşmediğim bir arkadaşımın evinde kalana dek. Banyoda, arkadaşımın annesine ait JPG Classique şişesini ve dibinde kalan turuncu sıvıyı görür görmez kendimce çok ilginç bir deneyim yaşadım. En son koklayışımda hiç hoşlanmadığım bu kokuyu hatırlayıp, daha burnuma götürmeden, sırf aklımdaki hatırasına dayanarak, bu parfümü ne kadar sevdiğimi anladım! Tekrar kokladığım bir parfüm hakkında fikir değiştirdiğim çok olmuştur, ama böylesi cidden ilginçti.

Tahmin edeceğiniz gibi kokladıktan sonra da elimden bırakamadım şişeyi.

Üst notalar: gül, anason, portakal, mandalina, armut likörü
Orta notalar: süsen, orkide, erik, zencefil, portakal çiçeği, ylang ylang
Alt notalar: misk, vanilya, amber

Her kategoriden notalar içeriyor, üstelik çoğu parfümün aksine, hiçbiri de laf olsun diye orada durmuyor. Yani ne çiçeksi yanı sönük kalıyor, ne meyveli, ne baharatlı, ne de tatlı. İlla sınıflandırmamız gerekirse, en iyisi oryantal bir parfüm deyip geçmek.

Biraz toparlamak istersek, parfüme karakterini veren notaların başında anason ve vanilyayı sayabiliriz. Anasonun nostaljik ferahlığıyla vanilyanın modası asla geçmeyecek tatlılığı birbirini ruh olarak çok güzel tamamlıyor. Diğer yandan ikisi de kolaylıkla ağır kaçabilecek, güçlü notalar. Mesela Jo Malone'nin Vanilla & Anise isimli, yine bu ikili üzerine kurulmuş olan parfümü bana hep iç bayıcı gelmiştir.

JPG Classique ise dengeye ulaşana kadar harmanlanmaya ant içmiş.

Baskın notalardan diğer ikisi, JPG'nin resmi sitesinde de vurgulandığı gibi, portakal çiçekleri ve gül. Gül yine işin nostalji tarafını üstlenirken, portakal çiçekleri en iyi bildikleri şeyi yapıyor, sıvının turuncu rengini anlamlı kılan bir canlılık getiriyorlar.

Son olarak da zencefil. Bu baharat JPG Classique'i iyince iç ısıtıcı bir kış parfümü haline getiriyor, oryantalliği konusunda da şüphe bırakmıyor.

Meyveleri de eklersek, ortaya başta bahsettiğim balonlu sakız ile tütsü karışımı hoş mu hoş bir etki çıkıyor.

Bu karışım çok beğeniliyor, beğenmeyenler tarafından ise genelde "fazla kadınsı" olmakla suçlanıyor. Benim de karşılaştığım en kadınsı parfüm olabilir belki, ama kullananın tenine yakıştığı sürece kesinlikle "fazla" bulmuyor, tersine zevkten dört köşe oluyorum.

Bu parfümden iki sene sonra da şu ünlü erkek parfümü Le Male piyasaya çıkıyor. Bana kalırsa güzelliğinin bedelini de klişe olmakla ödüyor. Classique'in neyse ki aynı kaderi paylaşmadığını, günümüzde kendisine rastlamanın bile çok kolay olmadığını düşünüyorum. Ayrıca 90'ların modasıyla ilişkisini hatırlayamayacağım ama, bugünü kasıp kavuran modern ile vintage kombinasyonlarına inanılmaz uyum sağladığını düşünüyorum.

Parfüm dünyasının belki de en sevilen şişesi: Jean Paul Gaultier, vücuda giyilen ilk giysinin parfüm olduğunu söylüyor ve parfümü bir giysi olarak gördüğünü vurgulamak için de, terzi mankeni figürünü seçiyor. Üstüne buzlu camdan bir korse giydiriyor. Ona göre korse, kontrolü değil, çözülebilirliği simgeliyor. Belki de bu yüzden, Classique'in yeni şişelerinde korsenin yarıya kadar çözülmüş ipleri var artık.

Jean Paul Gaultier Classique, Eau de Parfum ve Eau de Toilette olarak satılıyor, bana EDT hali kalıcılıkta da çarpıcılıkta da son derece yeterli geliyor.

Narciso Rodriguez For Her



2005 yılında, ekşisözlük'teki çeşitli parfüm başlıklarında yazılarına rastladığım iki tatlı kullanıcıyla dostluk kurmuş, birbirimize parfüm tavsiyeleri vermeye ve aramızda parfüm yorumlamaya başlamıştık. En sevdiğim parfümlerden birinin CK Truth olduğunu öğrendiğinde, bu arkadaşlarımdan bir tanesi Narciso Rodriguez'i denememi tavsiye etmişti. Ve heyecanını öyle iyi yansıtmıştı ki, gerçekten ilk işim Narciso Rodriguez For Her'ü denemek olmuştu. O günden beri de en sevdiğim parfümlerin arasında çok yükseklerde kendisi.

Siyah-beyaz, sade ve zarif tasarımlarıyla ünlü modacının ilk parfümü olarak 2003 yılında piyasaya sürüldü.

Notalar: portakal çiçeği, bal çiçeği, misk, osmanthus, amber, vanilya, odunsular, güve otu

Parfümerilerde eğer bu parfümün şişesine uzanan birini görürsem, kendi denemelerimi bırakıp o kişiyi izliyorum. Genelde hoşnut kaldıkları gerçeği resmen yüzlerine yansıyor. Bazılarının ise ne düşündüğü belli olmuyor. Ama herkes mutlaka bir duraksıyor!

Biraz da buradan yola çıkarak, Narciso Rodriguez For Her'ü şöyle tanımlıyorum: Kolayca sevilecek bir parfüm değil, ama sevmemekte zorlanılacak bir parfüm.

Açalım: Zararsız, neşeli, klişe tabirle "herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği" parfümlerden fersah fersah uzak. Son derece karakterli, kendine has, rafine. Odunsu, çiçeksi ve miskli. Ama odunsu, çiçeksi ve miskli parfümlerden daha ilk koklayışta ayrılıyor. Hem de, bu tarz parfümleri sevmeyen kitlelerin kafasını allak bullak edecek kadar olumlu bir biçimde. "Ben çiçekli parfüm sevmem ki, bana yakışmaz" diyerek yüzünü buruşturup, bir yandan da bu şişeyi neden elinden bırakamadığını anlamaya çalışan insanlar hayal edin.

Tanımı geçip tarife başlayalım. İlk sıkışta yumuşaklığıyla vuruyor. Sanki alkollü değil de, biraz kıvamlı, kremsi bir sıvı. Tabii sıvının kendisinden değil, burunda yarattığı histen bahsediyorum. Sıkıldığı andan itibaren hemen hiç değişmiyor. Ön plandaki notalar portakal çiçeği ve misk.

Şahsen Zara Home'un Orange Blossom serisindeki sabun ve kremleri parfüm niyetine kullanırım. Çünkü portakal çiçeği bana göre en büyüleyici kokulardan birine sahiptir; turunçgilleri ve çiçekleri seven biri olarak, ikisinin ruhunu da taşımasına bayılırım. Portakal çiçeğine eşlik eden misk de kesinlikle parfüme insanlık dışı bir temizlik filan katmıyor. Portakal çiçeğinin güzelliğini ortaya çıkarıyor, onu kendine katıp güçlendiriyor.

Elde var odunsular. Yani CK Truth referansımın beni bu parfümle tanıştırmasının sebebi. Taze orman kokusu, iki parfümün ortak noktası. Ama Narciso Rodriguez'deki ölçüsü onu yeşil bir parfüm kılacak kadar yüksek değil. Ve açıkçası ben Truth'la başlayan bu serüvende, her geçen sene kendimi Narciso Rodriguez'i daha çok tercih eder buluyorum.

Bir de bu parfümün meleklere ait olduğu ve hatta baştan çıkarıcılıkta son nokta olduğu gibi görüşler var. Ben kadın teninin buğusunu çağrıştırdığını düşünüyorum, ama göz kırpan, girişken hiçbir yanı olmadığı için "baştan çıkarıcı" tabirini kullanmak aklıma gelmezdi. Kısaca, baştan çıkarma derdi yok ama potansiyeli var diyelim.

Parfümün burunları, Gaultier2'nin ve henüz bloguma misafir edemediğim ama çok beğendiğim Elie Saab Le Parfum'ün yaratıcısı Francis Kurkdjian ile, English Pear & Freesia'nın yaratıcısı Christine Nagel.

Ben siyah şişeli Eau de Toilette'imi severek kullanıyorum, ek olarak bir de gül notası içeren Eau de Parfum için ise pembe şişeye başvurabilirsiniz. Aman dikkat: pembe şişe siyah kutuda, siyah şişe ise pembe kutuda satılıyor.


Bath & Body Works


Ohio'lu Bath&BodyWorks sonunda Türkiye'ye geldi! Parfümlerini yorumlamaktan çok, "haberiniz olsun" tadında bir post yazayım dedim ben de.

Bu mağazayı tanımlarken genellikle en geç ikinci cümlede Body Shop'la benzerliğinden bahsedilse de, BBW tamamen koku odaklı ve dolayısıyla oldukça benzersiz. "We make fragrance FUN!" mottosuna uygun olarak, hem sizin hem de cüzdanınızın kolayca seveceği parfümlere ve yan ürünlere sahip.

Yabancı forumlarda adına sık sık rastladığım ve 100'den fazla koku çeşidi olduğunu duyduğum için neredeyse panik halinde girdim Suadiye'de iki gün önce açılan mağazaya. (İstinye Park'ta da açılmış bir tane.) En sevdiğim yanlarından biri, parfümleri gruplara ayırmaları oldu. Görebildiğim kadarıyla dört kategori vardı: fresh, sexy, romantic ve cuddler. Her kategoride de beş-altı tane parfüm. Gerçi ben her türden parfüm sevebildiğimi bildiğim için bu kategoriler bana zaman kazandırmadı, ama bu durumda bile aklımı toparlamam açısından yardımcı oldu.






Hemen söyleyeyim, internet sitesinde adı geçen parfümlerin hepsi buradaki mağazalara gelmiş değil. Yine de çok çok çeşit var, üstelik özel günlerde de sık sık yeni parfümler çıkarıyorlar. İyice keşfetmek için birkaç kez daha gideceğim kesin. Şimdilik:

Şampuan gibi kokan parfüm aradığını söyleyen arkadaşlarımı buraya yönlendireceğim kesin. BBW parfümlerinin genel özelliği meyveli, neşeli ve şampuansı olmaları.

Büyük moda evlerinin parfümlerine benzer bir şeyler arıyorsanız, en uygunu "sexy" kategorisi.

Saf vanilya kokusu isteyenler bir seçeneğe daha sahip oldu: Warm Vanilla Sugar. Karamele benzer bir yanı da olduğu için çok hoşlandım ben.

Temiz çamaşır kokusuna bayılırım, ama o "linen", "cotton", efendime söyleyeyim, "white", "clean" gibi isimleri olan parfümler bana hep inanılmaz ağır gelmiştir. Temiz çamaşır parfüme uyarlandığında niye böyle iç bunaltıcı oluyor bilmiyorum. BBW'nin Sea Island Cotton'u da bu tür bir parfüm ve yine hafif değil. Ama benzerleri arasında en katlanılır bulduklarımdan biri oldu. Böyle bir arayış içerisindeyseniz mutlaka deneyin.

Twilight Woods, adı yüzünden popüler olmazsa kokusu sayesinde popüler olabilecek bir parfüm. Mağazada rastladıklarım arasında en komplikesi, en boyutlusu diyebilirim.

İçeri girdiğinizde çeşitlilikten gözünüz korkarsa aklınızda olsun, Japanese Cherry Blossom ve Sweet Pea, BBW'nin en sevilen parfümleri sayılır.

Ve henüz zaman ayıramamış olsam da erkekler için de birkaç çeşit mevcut.

Bath&BodyWorks ile, parfümlerde olmasa bile body mist'lerde, kremlerde, mumlarda, sabunlarda sık sık görüşmek üzere artık.

http://www.bathandbodyworks.com/

İzleyiciler

Twitter